EMEK HARCAMADAN KAZANILAN TEK SEY OLAN ZAMANIN DEGERiNi BiLELiM.... http://nilce.egitim.nl/ | |
MIRAC KANDILINIZ MUBAREK OLSUN!!!
05:19 PM, Tuesday 29 July 2008
.. Posted in KUR AN I KERiM MEALi, Dini Bilgiler
.. Baglanti
Bugün Miraç Kandili... Peki Peygamberimizin Miraç'tan getirdiği 5 müjdeyi biliyor musunuz?Bu gece Müslüman alemi Miraç Kandili'ni kutlayacak. Miraç, Peygamber Efendimizin bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan da Yüce Allah'ın huzuruna vardığı, içerisinde pek çok hikmet ve sırların bulunduğu mübarek bir yolculuğun adıdır. Peygamberimiz miraçtan beş müjde ile döndü. İnsanlığa beş hediye getirdi. Mehmet Paksu peygamberimizin Miraç'tan getirdiği 5 hediyeyi şöyle yazdı: Miracın beş hediyesinden birincisi: İnsanın sonsuz ihtiyaçları, sayısız düşmanları vardır. Fakat buna karşı aciz, fakir, perişan durumda bulunuyor. Oysa insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak, bütün düşmanlarını alt edecek sonsuz kudret sahibi birisi vardır. İnsan O'nu tanır, O'na yaklaşır ve O'na kul olursa bu geçici dünya konağında Cennet adayı bir misafir olarak yaşar. Peygamberimiz miraçta bütün iman esaslarını; melekleri, ahireti, Cenneti ve Allah'ın cemalini, güzelliğini gözleriyle gördü ve geldi bize haber verdi. Bizim de bu nimetlere ulaşacağımızı haber verdi. Miracın ikinci hediyesi: Peygamberimiz miraçtan Kâinatın Sahibi'nin, Alemlerin Rabbi'nin razı olacağı ve seveceği şeylerin neler olduğu müjdesini getirdi. İnsan saygı duyduğu, iyiliğini gördüğü bir büyüğüyle görüşmek ister, onu sevgisini kazanma yollarını arar, der ki: "Keşke yolunu bulsam, doğrudan o zatla görüşsem de, benden ne istiyor anlasam, onun hoşuna giden şeyleri bilsem." Bunun gibi bir insan da, "Ne yaparsam Allah beni sever, nasıl hareket edersen Allah'ın hoşnutluğunu kazanırım?" diye Rabbi'nin razı olacağı şeyleri merak eder. İşte Peygamberimiz, miraç dönüşü Allah'ın nelerden razı olacağı haberi getirdi. Allah ile nasıl buluşacağımızı, nasıl görüşeceğimizin yollarını anlattı. Yüce Yaratıcı ile beraber olmanın en güzel yolu, O'nun razı olacağı en tatlı vesile, beş vakit namazda huzura çıkmaktır. Miracın üçüncü hediyesi: Peygamberimiz ebedi saadetin definesini gördü, anahtarını alıp getirdi, insanlara ve cinlere hediye etti. Bu müjdenin önemini şu örnekten anlıyoruz: İdam sehpasına çıkarılan bir adam ipi çekileceği bir anda affedilse, bir de padişahın sarayının yanında kendisine bir saray verilse ne kadar sevinir. İşte insan da öldükten sonra yok olma gibi bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı bir anda Peygamberimizin getirdiği bu müjde ile sonsuz bir sevince ulaşır. Aynı sevinci bütün insanlar ve cinler sayısınca düşürülse müjdenin azameti daha açık büyüyecektir. Miracın dördüncü müjdesi: Peygamberimiz bize Allah'ın nur cemalini görme hediyesini getirdi. Kendisi Rabbinin cemalini gördüğü gibi, Cennette de mü'minlerin göreceği müjdesini verdi. Bir insan çok sevdiği birisini görmek için, onun yolunda her şeyini feda eder, gerektiğinde canını bile göze alır. İşte, gördüğümüz ve göremediğimiz bütün güzeller ve güzellikler O'nun eseri, bütün nimetler O'ndan geliyor, hayat ve hayatla gelen ne kadar güzel şey varsa hepsi O'nun güzelliğinden kaynaklanıyor. Bütün aşklar, sevgiler, muhabbetler ve saadetler O'nun katından bize ulaşıyor. Bunun içindir ki, Allah'ın cemalini görmek Cennetin bütün nimetlerini gölgede bırakıyor. Miracın beşinci müjdesi: Cenab-ı Hakk'ın en nazlı sevgisinin insan olduğu miraçla anlaşıldı. İnsan aciz, zayıf ve muhtaç bir varlık iken, Allah ile yakınlık kurunca öyle bir makama ulaştı ki, bütün kainat üstünde bir mertebe kazandı. Nasıl ki rütbesiz düz bir ere, "Sen paşa oldun" dense dünya çapında bir sevince ulaşır. Bunun gibi, sürekli ayrılık acısı çeken, yok olma korkusuyla endişeler içinde kıvranan bir insana da, "Sen öldükten sonra yok olmayacaksın, ebedi bir Cennete gideceksin. Hayalinin hızında, ruhunun genişliğinde, kalbinden geçen her şey önüne gelecek, o âlemde Rabbinin cemalini göreceksin" müjdesinin verilmesi her şeyin üstünde bir rütbe kazandırır. Kaynak: Bugün Regaip kandili nedir? Nasil gecirilmeli bu mubarek gece?
04:31 PM, Thursday 3 July 2008
.. Posted in KUR AN I KERiM MEALi, Dini Bilgiler
.. Baglanti
Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"’den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur. Peygamberimiz (a.s.m) ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var. Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek… Sabbe, Arapçada dökmek demek… Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten… Receb-ül esabb; Allah’ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir. Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa’ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor. Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet…" diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girecek. Şa’ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir. Regaib ile ilgili ayet-i Kerimeler: Regâib kelimesi Kur’an’da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur’ân’da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır . Ayrıca, "Şüphesiz Allahın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allahın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamberin ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır: " Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler: Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye] Regaib Gecesi ile İlgili Risale-i Nur`da Geçen İfadeler: Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan "Cevşen-ül Kebir" isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumağa başladık. Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi’rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158) Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaibinizi tebrik, hem Safranbolulu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz." (Emirdağ L. - 1: 166) Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib’i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147) Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i miracınızı ve leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi tebrik ederiz." (Emirdağ L.-2: 121) Birinci Sualiniz: Mü’minin mü’mine en iyi duası nasıl olmalıdır? Allahumme inni eselukel afve vel-afiyete livelehu fid-dini ved-dünya vel-ahiret gibi câmi’ dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu’ ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki’-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum’ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me’muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Mektubat) Mübarek Kandil Gecelerini Nasıl Değerlendirmeliyiz? 1. Kur’an-ı Kerim okuyarak, Regaib Gecesi Namazı Nasıl Kılınır? Regâib Gecesi Namazı: Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı pek çoktur. Bu gecede kılınacak namaz 12 rekattir. Bu namazın kılınışı şöyledir: Her rekatta fatihadan sonra üç kadir suresi ile 12 adette ihlas suresi okunur. Her iki rekatta bir selam verilerek 12 rekat tamamlanır. On ikinci rekat kılınıp selam verildikten sonra yerinden kalkmadan yetmiş kere Allahumme salli ala Muhammedinin nebiyyil ummiyyi ve ala alihi denilir. Sonra secdeye varılır. Secdede yetmiş kere subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi denir. Sonra secdeden kalkılarak ettahiyyatta oturulur. Ve yetmiş kere Rabbiğfir ve erham ve tecavez talemü dedikten sonra tekrar secde edilir. Secdede yetmiş kere subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi dedikten sonra, isteklerimizi alemlerin Rabbine arz edilir. ( İhya ulumuddin, Bedir yayınları, 1974, c:1, s:555) Regâib namazını cemaatle kılmak bid’attir. Zaten terâvihten başka hiçbir nâfile namaz cemaatle kılınmaz. Yasar N. Ozturk : Şeytan dünyayı nasıl yönetiyor?
12:05 PM, Tuesday 1 July 2008
.. Posted in KUR AN I KERiM MEALi, Dini Bilgiler
.. Baglanti
Ben özet bir cevap vereceğim. Ayrıntıları merak edenler, benim ‘Kur’an Açısından Şeytancılık’ kitabıma bakabilirler. Orada dehşet verici tablolarla karşılaşacaklarından eminim.Bugünkü dünya şeytanın cenderesinde kıvranıyor. Şeytan, şerrin sembolü. Bu demektir ki, bugünkü dünya şerrin cenderesinde kıvranıyor. Bugünkü dünyayı şeytan yönetiyor. Sebep, elbette ki insanın tembellikleri, şehvetleri, suçları, gafletleri, dalaletleri, hıyanetleri, nankörlükleridir. Şimdi, Tanrı, insanlığın ne yapıp nasıl bir tavır sergileyeceğine bakıyor. Sergilenecek tavra göre, yarınlar ya daha kahırlı olacak yahut da mutlu. Ama bu şekilde asla devam etmeyecek. Evet, yeni yüzyıl iki ihtimalden birine gebe: Ya daha kahırlı bir dünya yahut da mutluluk, rahmet ve berekete açılmış bir dünya. Üçüncü ihtimal yok. Şeytan, dünyayı kitlelerin başına geçirdiği piyonlarıyla yönetir. Şeytanın dostluğunda ileri derecelerde olmak, Rahman’a ve insana düşmanlıkta yükselmiş olmakla eşanlamlıdır. Şeytanın piyonları arasına girmiş olmanın belgesel göstergesi ise şöyle veya böyle düşünmekten çok ikiyüzlü olmaktır. Yani riyakâr ve takıyyeci. Riya ve takıyye, düşündüğünüz ve iddialarınız ne olursa olsun, sizi doğrudan doğruya şeytanın piyonları çukuruna atar. O çukurdan çıkmanın tek şartı vardır: Riyakârlığı, takıyyeciliği bırakmak. İBLİSLER PARLAMENTOSU Büyük düşünür Muhammed İkbal (ölm.1938), Avrupalı sömürgecilerin oluşturduğu kuvvetler birliğine ‘İblisler Parlamentosu’ diyordu. İkbal, insanlığın kahır kaynaklarından biri olarak ‘fî sebîlillah fesat’ (Allah yolunda fesat) üreten ikinci bir şeytanî kuvvet odağından da söz etmiştir: Hurafe ve aldatma dininin baronlarınca oluşturulan saltanat. Onun deyimiyle, Allah ile aldatanlar saltanatı. İşte, dünyayı bugün bu iki şeytanî güç polaritesi (karşı kutuplu güçler sistemi) yönetmektedir. Farkları şu: Birisi Haçlı, birisi takkeli. Takke burada sembol. Kafasının dışı veya içi takkeli. Ortak yanları da şu: İkisi de şeytanın taşeronu, ikisi de insanın mutluluğuna musallat. Türkiye’yi de Haçlı ve takkeli gücün ‘tam teslimiyet alanı’na sokmak istiyorlar. Şu anda, Türkiye’deki mücadelenin hararet kaynağı bu. Bugün bu iki güç odağı, İkbal’in zamanından çok daha kuvvetli durumda. Bunu, İkbal’in günündeki gibi Avrupa ile sınırlamak yanlıştır. Bugün buna, bir kutupta ABD ve peykleri, öteki kutupta ise koca bir Arap dünyası eklenmiş bulunuyor. Son zamanlarda, Papalık ve ABD’ye bîat ederek güçlerini şeytanın emrine veren ve bir ‘fesat mollası imparatorluğu’ halinde bu yönetim kadrosuna ‘hizmet eri’ olarak katılmış üçüncü bir unsur var. Ne ilginçtir ki o unsur şeytanın tasallutuna maruz bulunan Türkiye’den çıktı. Veya çıkarıldı. Şeytanın dünyayı yönetme icraatında gücün başını süper etki noktalarında oturan şeytanî kurmaylar çekiyor. Bunlar, tarihin amansız ve büyük zalimleri, şeytanın unutulmaz işbirlikçileridir. Bir de bunlara bağlı, bunların piyonu ve hizmetçisi olarak iş gören ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf taşeron şeytancılar var. Taşeron şeytancıların en yamanları, İslam coğrafyalarında mekân tutmuş despot veya (Türkiye’de olduğu gibi) yarı despot riyakârlardır. Bu şeytan yamakları, gücü, parayı, bazen de oyu Müslüman kitlelerden almakta, ama hizmet ve sadakatlerini Haçlı kurmaylara arz etmektedirler. Bunlar için İslam, Haçlı kurmayların onayladığı kadarıyla dindir. Bunların dini, Haçlı kurmayların onayı varsa var, yoksa yoktur. Çünkü bunların her türlü eksiklerini (güç, para, eğitim, siyaset, strateji, propaganda, barınma, siperlenme ve gerekirse silah) Haçlı efendileri ikmal etmektedir. Korumalarını da onlar sağlamaktadır. Bunların din adına en becerikli oldukları şey, İslam’ın, Haçlı kabulleri dışında kalan kısmının ‘o kadar da önemli olmadığı’ yolunda delil hazırlamaktır. Nitekim bunlar, Şeytanın yeni Ortadoğu dini olan Ilımlı İslam’a destek için, İslam’ın temel iman şartı olan Kelimei Şehadet’in yarısını devreden çıkarıp ‘Muhammed Allah’ın Elçisidir’ kısmını dışta bırakmışlardır. Bunlar, iki rekât namazı, üç gün orucu eksik olanları vicdanları hiç sızlamadan ‘kâfir’ ilan edebilirken, İslam’ın iman formulünden Hz. Muhammed’in ismini çıkarmakta hiçbir sakınca görmeyecek kadar imansızlaşabilmektedirler. Bunlar; Müslümanı kandırma döneminde, Haçlı dünyanın temsil ettiği ve ürettiği tüm değerlere saldırmak suretiyle duygusal Müslüman kitleleri kandırıp avlamakta, Haçlıların güç ve imkânlarıyla su başlarına geldikten sonra ise Müslümanı hor görmekteler. Son yıllarda Türkiye, bu taşeron şeytancılar alanına girmekle kalmadı, bu alanın en önde giden coğrafyalarından biri oluverdi. Çünkü Türkiye, son çeyrek yüzyılda, tarihte eşi az görülebilecek bir riya saltanatının kucağına oturtulmuş bulunuyor. Türkiye bir riya yurdu haline getirildi. Ekonomiden dine, tarımdan ticarete, diplomasiden medyaya her şey sanal, her şey yalan ve her şey maskeli... Türkiye’yi âdeta riya (ikiyüzlülük, takıyyecilik, namertlik) güdüyor. Müslüman kitle, öz diniyle vuruluyor. İslam ülkelerinde, o arada Türkiye’de, mâbet, Allah’a ibadetin yeri olmaktan çok, Allah ile aldatmanın dokunulmazlık verilmiş beyin yıkama laboratuvarı gibi iş görmektedir. Haçlılar bunu sağladıkları için, tüm Müslüman ülkelerin birer din devleti yapılmasını en hayatî mesele biliyorlar. Müslümanları mahvetmek için bundan daha ucuz, daha etkili bir silah olamayacağını anlamış bulunuyorlar. Ilımlı İslam sayesinde, Müslümanların camilerini onları bloke etmek için hapishaneye çevirmenin gayreti içindedir. Bu tür camilerin en bol olduğu yer ise Türkiye’dir. Resmi rakamla 84 bin, gerçekte ise yüz küsur bin caminin BOP ve Ilımlı İslam hapishanesine döndürüldüğünü düşünebiliyor musunuz? AKP işte bunu yapsın, bu işi tamamlasın diye can ve kan pahasına Türkiye’nin başında tutulmak isteniyor. İSTİSNAYI ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORLAR Şeytan, bütün Müslüman coğrafyaları, muhteşem kaynakları da dahil, egemenliği altına almıştır. Yakın zamana kadar tek istisna, Atatürk Cumhuriyetinin Türkiyesi idi. Şimdi o Türkiye’yi bir istisna olmaktan çıkarmanın gayreti içindeler. “Sizi İslam dünyasına model yapacağız” lafı vicdansız bir yalandır. Bu söylemin gerçeği şudur: “Sizi İslam dünyasında farklı bir model olmaktan çıkaracağız.” Bunu böyle anlamayanlar ya akıl yahut da vicdan zaafı içindedirler. Haçlı Batı, işte bu ‘Türkiye Cumhuriyeti istisnası’yı yarattığı için Atatürk’ü asla affetmiyor, ona duyduğu kin ve nefreti bir türlü dizginleyemiyor. Özetleyelim: Dünya, şeytanın cenderesinden çıkabilecek mi? Bunun hesabını yapmak bize düşmüyor. Bize düşen, şu soruyu sormak: Türkiye şeytanın cenderesinden çıkabilecek mi? “Bekleyelim ve görelim” diyenler olacaktır. Biz, şöyle diyoruz: “Beklemeyelim, çocuklarımıza bırakacağımız ülkedeki dışarıdan güdümlü şer tasallutunu aşmak için eylem yapalım.” Eylem bugün için bilgili, dirayetli ve ilkeli siyasettir. Bu siyaseti yapacak imkânlara ve kadrolara Türkiye hem de birkaç katıyla sahiptir. Elverir ki, şeytan yamağı siyasetlerin tatlı yalanlarına artık aldanmayacağını kendi vicdanında taahhüt altına alsın. Kaynak :http://www.hurriyet.com.tr/yasarnuriozturk/9318494.asp?gid=229&sz=19240 { Son Sayfa } { Page 1 of 8 } { Sonraki Sayfa } |
HakkimdaProfilim Arsiv Arkadaslar Fotograf Albumum Baglantilarnilce egitimDiger Sitem KategorilerAlanlarindaki en iyi TIP UzmanlariAsk Hikayeleri Aska Dair Borek Tarifleri Bunlari Biliyormusunuz? Faydali ve Egitici Bilgiler Garip ama Gercek!!! Gorulmeye deger FOTOlar Guzellik Haber+Basari+Gundem Hayata Dair Kisilik (Ask) Testleri felan... KUR AN I KERiM MEALi, Dini Bilgiler Kurabiye Tarifleri Mizah RAMAZAN geldi HOSGELDi... Sadece Ben Saglik Sevdiginize, Esinize Supriz Yapin... Siirler (Alinti) Teknik Bilgiler Son YazilarMIRAC KANDILINIZ MUBAREK OLSUN!!!Kötü, çirkin ve tehlikeli... 6 aşamada hafızanızı geliştirin! Renginiz kişiliğinizi ele veriyor Regaip kandili nedir? Nasil gecirilmeli bu mubarek gece? Yasar N. Ozturk : Şeytan dünyayı nasıl yönetiyor? RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ Kolesterol ve ilaçsız tedaviler Şeker hastaları nelere dikkat etmeli? Sarımsak kolesterolü düşürmüyor Arkadaslarcesmidilhisari hamituzun sumeyya SedatReis ufoss oyhanhbildirki |